Sizin için dünya ile yarışıyoruz…

1 – Bitkilerde potasyum eksikliği

Bitkilerde potasyum noksanlığı kumlu, hafif tekstürlü topraklar üzerinde yetiştirilen bitkiler daha çok görülür. Potasyum noksanlığı bitkilerde hemen görülebilir belirtiler çıkarmaz. Önce büyüme oranında bir gerileme olur, ancak daha sonra kloroz ve nekrozlar görülür. Potasyum noksanlığı belirtileri genelde önce yaşlı yapraklarda görülür. Çünkü noksanlık durumunda yeni oluşan genç yapraklar yaşlı yapraklardan potasyum desteği yapılmaktadır.

Noksanlık belirtileri birçok bitkide önce yaprak kenarlarında ve görülmeye başlar. Yaprak kenarları önce sararır, daha sonra bu kısımlarda renk koyu kahverengine döner.

Bitkilerde potasyum noksanlığının çok şiddetli olması halinde bu kısımlar siyaha döner, ölür; kuruyarak dökülür. Özellikle meyve ağaçlarında tipik olarak görülen noksanlık belirtilerinde, yaprak kenarlarının anlatılan şekilde renk değişikliği gösterip ölmesine karşın, yaprağın geri kalan kısmı uzunca bir sure normal yeşil rengini ve görüntüsünü koruyabilmektedir.

Bazı virutik hastalıklarla kuraklık gibi elverişsiz iklim koşullan da yukarıda anlatılan belirtilere benzer belirtiler yaratabilmektedir.

Potasyum noksanlığı çeken bitkilerde turgor basıncı düşer ve su stresi olunca bitkiler gevşek dokulu bir hal alırlar. Kuraklığa ve dona karşı dayanıklılık zayıflar. Aynı şekilde hastalık etmenlerine ve tuzlu toprak koşullarına karşı bitkiler çok daha duyarlı olurlar.

Bitki dokularında ve hücre organellerinde anormal gelişmeler görülür. Bitkide ksilem ve floem dokuların oluşumu geriler. Dokularda ligninleşme azalır. Bunun sonucu olarak potasyum noksanlığında gövde zayıflar.

Potasyum bitkilerde birçok kalite unsurunu etkileyen bir besin elementidir. Bu nedenle bitkilerde potasyum noksanlığı bitkinin özelliğine göre çeşitli kalite bozulmalarına yol açar. Özellikle sebze, meyve, tütün ve lif bitkilerinde potasyum noksanlığı kalite özelliklerini çok olumsuz etkiler.

2 – Bitkilerde azot eksikliği

Azotun doğadaki kaynağı atmosferdir. Toprak da bulunan azot çeşitli yollarla alt toprağa geçmiştir. Toprağı oluşturan materyalde azot bulunmadığı için, ayrıca atmosferden toprağa geçmiş olan azot da toprak da iyi bir şekilde depolanma kabiliyetinde olmadığı için, toprakların azot içerikleri genellikle düşüktür. Toprakta bulunan azotun ana deposu organik maddedir. Organik maddeye bağlı bulunan azot ise bitkilerin hemen alabileceği durumda değildir. Bununla beraber organik maddenin zamanla parçalanması neticesinde içinde bulunan azotdan bitkiler faydalanabilir.

Dünya topraklarının büyük bölümünde azot noksandır. Özellikle organik madde miktarı çok düşük olan ülkemiz toprakları azot bakımından oldukça fakirdir. Bu nedenle azotlu gübrelemeye sürekli olarak ihtiyaç duyulmaktadır.

Azot bitkide birçok önemli organik bileşiğin yapısında yer alır. Proteinler, amino asitleri, nükleik asitler, enzimler, klorofil, ATP, ADP azot içeren önemli organik bileşiklerdir. Bitkide yeni hücrelerin ölçümü için azot gereklidir.

Azot noksanlığında, bitkilerde büyüme oranı düşer. Yani bitkinin büyümesi yavaşlar. Bitki küçük kalır. Sürgün sayısı azdır ve sürgün boyu normalden kısa olur. Yapraklar küçülür ve yaşlı yapraklarda vaktinden önce dökülme görülür. Kök gelişmesi ve özellikle köklerde dallanma zayıflar.

Azot eksikliğine, azot gübrelenmesi yapılmayan, organik madde bakımından zayıf, kumsal alanlarda rastlanır. Bu tür bir eksiklik nitrat ilavesi ile kolay ve hızlı bir şekilde giderilebilir. Azot bitki gelişimi için gereklidir. Yaprak alanını artırarak, toprak yüzeyinin iyi bir şekilde kaplanmasını sağlar ve böylece topraktan rutubet kaybı önlenir.

3 – Bitkilerde kalsiyum eksikliği

Toprakta genellikle bitki ihtiyacını karşılamaya yetecek düzeyde kalsiyum bulunur. Özellikle kurak ve yarı kurak bölge topraklarında yıkanma olmadığı için, fazla doygunluk oranı yüksektir. Toprakta bulunan bazik elementler içinde kalsiyum başta gelmektedir.

Kireçli ana materyal üzerinde oluşmuş kurak bölge topraklarında kalsiyum diğer bazı besin elementlerinin, özellikle mikro elementlerin alınmasında antagonisık etki yaratacak kadar fazla bulunabilmektedir.

Türkiye topraklan da bu özellikler taşıdığından, topraktan kalsiyumlu gübreleme yapılmasına pek gerek duyulmamaktadır. Ancak asit karakter taşıyan yerlerde kireçleme amacıyla kalsiyumlu bileşiklerin kullanılması söz konusu olmaktadır.

Bununla birlikte bazı faktörlerin etkisiyle bitkilerde kalsiyum noksanlıkları görülmektedir. Bitkilerin meyve ve depo organlarına kalsiyum akışında ortaya çıkan azalmalar kalsiyum noksanlığına bağlı problemler yaratır.

Örneğin;

Elmalarda görülen acı benek;

Domates, biber, patlıcan gibi sebzelerde görülen çiçek burnu çürüklüğü;

Kerevizde meyve içinin kararması;

Brüksel lahanasında içten kahverengileşme kalsiyum noksanlığının meydana getirdiği zararlardır.

Bütün bu bitki dokularına kalsiyum iyonlan transpirasyona bağlı olarak ksilem borularda oluşan aşağıdan yukarı doğru su hareketi ile taşınır.

Ksilem suyunda kalsiyum iyonları konsantrasyonu düşük ise veya meyveden terleme (transpirasyon) düşük ise, meyvelere ulaşan kalsiyum iyonları miktarı yetersiz kalır ve semptomlar ortaya çıkar.

Yüksek oranda amonyum azotu ile beslenme, toprakta su yetersizliği, yüksek tuz konsantrasyonu ksilem suyundaki kalsiyum miktarını azaltır. Bu nedenle bu faktörler domateste çürümelere yol açan faktörler diye bilinir.

Toprak çözeltisinden kalsiyum iyonlarının alınıp yukarı taşınması kök uçları vasıtasıyla olmaktadır. Bu nedenle yeni köklerin oluşumunu engelleyen düşük sıcaklık, yetersiz havalanma gibi faktörler kalsiyum alımını engelleyerek noksanlığa neden olabilir. Floem dokularda bulunan kalsiyum immobildir.

Bu nedenle daha önce absorbe edilmiş olan kalsiyumun meyve oluşum döneminde floemde taşınarak meyveye ulaşması güçtür. Meyve olumu devresinde topraktan kalsiyum iyonlan alınarak ksilem yolu ile meyveye ulaşmadığı takdirde meyvelerde kalsiyum noksanlığı zararları görülebilecektir.

Aynı nedenle kalsiyum beslenmesi durumunu saptamak için bitki yapraklarının analiz edilmesi herhangi bir yarar sağlamamaktadır. Çünkü yapraklarda bulunan kalsiyumun meyveye taşınması gerçekleşmemektedir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, bitkilerin meyvelerinde görülen kalsiyumun noksanlığı zararlarını önlemek için ona uygun yöntem, kalsiyum içeren çözeltilerin doğrudan meyveye püskürtülmesidir.

Ancak bu işlem, döllenmeden sonra meyvelerin büyüme döneminde yapılmalı ve birkaç kez tekrarlanmalıdır.

Bu şekilde meyvelerde kalsiyum noksanlığına bağlı zararların ortaya çıkması önlenebilir.

Noksanlık zararları meyvede görüldükten sonra bunun tedavisi mümkün değildir.

Yer fıstığı, patates gibi meyve ve depo organları toprak içinde gelişen bitkilerde, bu organlar kalsiyum iyonlarını doğrudan absorbe edebilirler. Bu bitkilerde meyveye kalsiyum sağlanması transpirasyona ve ksilem taşınmasına bağlı değildir.

Torf üzerinde yetiştirilen süs bitkilerinde de kalsiyum noksanlığı sık görülen beslenme problemlerinden birini oluşturur.

Kalsiyum noksanlığında meristem dokuların büyümesi yavaşlar, noksanlık belirtileri önce büyüme noktalarında ve genç yapraklarda kendini gösterir.

Genç yapraklar deforme olur ve yaprak kenarlarında siyah ve kahverengi nekrozlar oluşur. Noksanlıktan zarar gören dokularda hücre duvarları eridiğinden buraları yamuk bir yapı alır.

4 – Bitkilerde fosfor eksikliği

Toprakta bulunan fosforun başta gelen kaynağı kaya ve minerallerdir. Kaya ve minerallerin parçalanması ile serbest hale gelen fosfor bitkiler tarafından kullanılabilir.

Ayrıca organik maddenin yapısında da fosfor bulunduğu için toprakta organik fosfor bileşikleri de bulunmaktadır.

Toprakta fosforun çok büyük bir kısmi bitkilerin yararlanamayacağı formda bulunur.

Gerek inorganik gerekse organik fosfor bileşiklerinde bulunan fosfordan bitkilerin faydalanabilmesi için bunların parçalanarak fosforun, fosfat anyonlan haline dönüşmesi gerekmektedir.

Serbest halde bulunan fosfat anyonlarından bitkiler kolay yararlanmakla beraber, birçok toprak da fosfat anyonlarının serbest halde kalabilmesi güçtür.

5 – Bitkilerde bakır eksikliği

Bitkilerin bakır  ihtiyacı oldukça düşük düzeydedir. Birçok bitkinin bakır  kapsamı kuru maddede 2 – 20 ppm arasındadır. Bitkilerde bakır noksanlığı pratikte fazla rastlanan bir durum değildir. Organik madde miktarı çok yüksek olan topraklarda veya pit topraklarda bakır noksanlığı görülebilmektedir. Bunun nedeni organik maddenin bakırı çok kuvvetli bağlamasıdır.

Bakır  noksanlığının sık görülmeyişinin nedeni, bitkilerin düşük olan ihtiyacını karşılayacak kadar toprakta bakır  bulunması, bitkilere verilen birçok zirai mücadele ilacının önemli miktarda bakır içermesi, kullanılan gübrelerin safsızlık olarak bir miktar bakır içermeleri ve hayvan gübrelerinin bakır içermesidir. Topraksız yetiştiricilikte, yetiştirme ortamına yeterli miktarda bakır verilmediği takdirde bakır noksanlığı görülecek ve bitki normal gelişmeyecektir. Genel bir ortalama olarak yapraklarda 5 ppm bakır  yeterli olmaktadır.

Bakır bitki bünyesinde hareket kabiliyeti iyi değildir. Bu nedenle noksanlık belirtileri yeni meydana gelen yapraklarda görülür. Grimsi yeşil renk, hatta beyazlaşma gibi renk değişimleri ve solma olur. Gelişme zayıflar. Meyve ağaçlarında dalların uç kısımlarında kurumalar olur. Bazı durumlarda, uç kurumalarının görülmesinden önce, normalden büyük yapraklar oluşur.

Tahıllarda simptomlar kardeşlenme döneminde yaprak uçlarından başlar. Yaprak uçları beyazlaşır, yaprak daralır ve küçülür. Noksanlık şiddetli ve sürekli olursa başak oluşmaz.

Bakır noksanlığının bir diğer özelliği, bitkilerin generatif gelişmesinin, yani çiçek ve meyve oluşumu, vegetatif gelişmeye göre daha fazla etkilenmesidir.

Torf üzerinde yetiştirilen saksı süs bitkilerinde ve özellikle çiçekli bitkilerde bakır noksanlığı, gelişme gerilemesi yanında, bitkilerin yapraklarında ve çiçeklerinde deformasyon, renk bozukluğu, çiçek azlığı veya hiç oluşmaması gibi olumsuzluklar yaratarak önemli zararlar yaratabilir.

Bakır noksanlığı görülmesi halinde, şelatlı bakır bileşiklerinin yapraktan verilmeleriyle olumlu sonuçlar alınır.

Bakır içeren fungusitlerin fazlaca kullanılması, özellikle bağlarda ve narenci ağaçlarında bakır toksisitesi yaratabilmektedir. Bakır toksisitesinde, noksanlıkta olduğu gibi bitki gelişmesi geriler ve yapraklarda yanmalar görülür.

6 – Bitkilerde çinko eksikliği

Topraklarda çinko miktarı çoğu kez küçük düzeydedir. Özellikle yüksek pH’a sahip ve kireç miktarı yüksek olan topraklarda çinko oldukça düşük miktarlarda bulunur ve bunun neticesinde de bu gibi topraklarda yetişen bitkilerde çinko noksanlığı görülür. Yıkanmış, asidik topraklarda da bitkiye yarayışlı çinko miktarı oldukça düşüktür. Aynı şekilde bu tip topraklarda yetişen bitkiler de çinko noksanlığı çekerler.

Fazla miktarda fosforlu gübrelemenin de çinko noksanlığı yarattığı bilinmektedir. Yüksek fosfat konsantrasyonu bitkide metabolik bozukluk yaratarak çinko noksanlığına sebep olmaktadır. Diğer bir ifade ile yüksek fosfat konsantrasyonu çinkonun fizyoloji yarayışlılığını etkilemektedir.

Toprağa fazla miktarda organik gübre uygulanmasının ardından bitkilerde çinko noksanlığı görülebilir. Bunun nedeni organik maddenin çinkoyu bağlayarak bitki köklerince alınmasını güçleştirmesidir.

Toprağın ıslaklık nedeniyle veya ağır tekstürlu olması nedeniyle yetersiz havalanması, düşük sıcaklık, su yetersizliği gibi faktörler de çinkonun hareket kabiliyetini olumsuz etkileyerek, çinko noksanlığı yaratırlar.

Sayılan tüm bu nedenlerden ötürü, pratikte birçok durumda çinko noksanlığının önüne geçilmesi zordur. Bu gibi hallerde yapılacak uygun toprak ve yaprak gübrelemelerinden müspet sonuçlar elde edilir. Bitkilerde çinko noksanlığının tedavi edilmemesi durumunda bitkiler bundan büyük zarar görürler.

Bitkilerde çinko noksanlığı belirtileri yapraklarda damarlar arasında kloroz şeklinde ortaya çıkar. Yapraklarda damarlar yeşil kalırken, damarlar arasında renk açık yeşil, sarı ve hatta beyaza döner. Çinkonun bitki bünyesinde hareket kabiliyeti iyi olmadığından, noksanlık halinde yaşlı yapraklardan yeni oluşan yapraklara çinko taşınamaz. Bu nedenle de noksanlık belirtileri genç yapraklarda kendini belli eder.

7 – Bitkilerde demir eksikliği

Demir noksanlığına maruz kalan yaprakların görünümleri oldukça tipiktir. En ince damarlar dahi yeşil kalarak bu damarlar arasındaki kısımlarda renk tamamıyla sarıya döner. Geniş yapraklı bitkilerde yapraklar adeta sarı zemin üzerinde yeşil bir ağ manzarası gösterirler. Noksanlığın çok şiddetli olduğu durumlarda, damarlar da sararır.

Bazı bitkilerde yapraklarda kahverengi nekrozlar oluşabilir. Noksanlığın çok şiddetli olması halinde yeni çıkan yapraklarda hiç klorofil bulunmadığı için yaprak beyaz bir renk alır. Kimi zaman demir noksanlığı belirtileri magnezyum noksanlığı belirtileri ile karıştırılabilir.

Dikkat edilecek husus magnezyum noksanlığının yaşlı yapraklarda görülmesi, buna karşılık demir noksanlığının ise genç yapraklarda, bitkinin tepe kısımlarında, sürgün uçlarında görülmesidir.

Noksanlığın hafif olması durumunda, en son çıkan genç yapraklar başlangıçta sarımsı yeşil olur. Noksanlık ilerledikçe damarlar arasında renk tamamen sarıya döner. Damarlar ise kesin sınırlarla yeşil kalırlar. Buğday, arpa, yulaf, mısır gibi Monokotiledon bitkilerin yapraklarında, paralel yeşil damarlar ve aralarda sarı çizgiler yaprak ucundan başlayarak uzanır. Benzer belirti mangan noksanlığında olmakla beraber, mangan sarı – yeşil paralel çizgiler yaprağın orta kısımlarında görülür, uçlardan başlamaz.

Demir noksanlığının çok tipik bir özelliği, yapraklar ne kadar genç ise belirtilerin o kadar şiddetli ve belirgin olmasıdır. Diğer besin noksanlıklarından farklı olarak, demir noksanlığının bir tipik özelliği de, klorozlu yaprakların kolay kolay ölmeden canlı kalmalarıdır. Bununla birlikte noksanlık çok çok şiddetli ise yapraklarda ölme de görülebilir.

Meyve ağaçlarında demir noksanlığı belirtilerinin bazı dallarda görülüp bazılarında görülmemesi de sıkça rastlanan bir durumdur.

Demir noksanlığının karakteristik belirtileri, demirin etkilediği metabolik reaksiyonların bozulmasından, büyüme ve klorofil sentezi için gerekli enerji transferinin kısıtlanmasından kaynaklanır. Demir noksanlığı belirtilerinin çok tipik olması ve bütün bitkilerde birbirine benzemesi, kolay tanınmasını sağlar. Bununla birlikte, birçok durum da demir noksanlığı ile beraber diğer bazı mikro besin elementlerinin (özellikle çinko ) noksanlığı aynı zamanda söz konusu olabilmekte, bu da tanınmayı güçleştirebilmekte. Yaprak analizleri, önemli ipuçları vermekle beraber, demir noksanlığının teşhisinde kesin bir kriter olarak ele alınması güçtür.

Çünkü birçok halde, demir noksanlığı olan yapraklarla, sağlıklı yaprakların demir kapsamları arasında fark görülmemekte, hatta kloroz yaprakların demir kapsamları daha yüksek çıkabilmektedir. Bu ise yukarıdaki paragraflarda açıklanmış olduğu gibi, demirin bütün formlarının bitkide yararlı olmayışından ileri gelmektedir. Demir noksanlığı olduğundan kuşku duyulan bir belirtinin, gerçek demir noksanlığı olup olmadığını anlamanın en iyi yolu, Golden Ironu yapraklara püskürtmektir. Kloroz kaybolur veya hafiflerse, belirtileri demir noksanlığından ileri geldiği anlaşılır.

Demir noksanlığının giderilmesinde, yaprak gübrelemeleri başarılı olmaktadır. Etkili bileşikler dahi, noksanlığın çok şiddetli olması durumunda kesin tedavi edici olamayabilir.

Demir, kurak veya yarı kurak bölgelerde oluşan topraklarda yetiştirilen bitkilerde noksanlığı en çok görülen mikro besin maddesidir. Böyle topraklarda yetiştirilen bitkilerde demir noksanlığı görülmesinin sebebi ise, toprakta demirin yetersiz olmasından ziyade kurak koşullar nedeniyle toprakta fazla miktarda kireç bulunması ve toprak pH’ nın yüksek olmasıdır.

Mikro elementler içerisinde demir toprakta en yüksek miktarda bulunan bitki besin maddesidir. Bir çok toprakta bulunan toplam demir miktarı % 3-5 civarındadır. Hatta bazı topraklarda bu rakam % 10’u bulmaktadır.

Toprakların toplam demir içeriğinin bitkinin demir beslenmesi açısından hiç önemli değildir. % 5 – 10 toplam demir içeren toprakla da yetişen bitkilerde demir noksanlığı gözlenebilmektedir.

Kireçli topraklarda yetiştirilen bitkilerde görülen demir noksanlığının sebepleri çeşitlidir.

Kireçli topraklarda pH yüksek olduğundan demir bileşikleri çözünmez ve dolasıyla da bitkilerce alınamaz. Ancak kireçli topraklardaki demir noksanlığının tek açıklaması bu değildir. Topraktaki kirecin çözülmesiyle ortaya çıkan bikarbonat iyonları, demir noksanlığının en önemli bir diğer sebebidir.

Kök bölgesinde bulunan fazla bikarbonat iyonları bitki bünyesinde demirin hareketliliğini azaltarak noksanlık görülmesine neden olmaktadır.

Topraktaki kirecin çözünmesinde ortamdaki karbondioksit miktarının çok fazla artırıcı etkisi vardır. Bu nedenle, toprakta karbondioksit miktarını artıran havasızlık hallerinde bitkilerde demir klorozu ortaya çıkmaktadır.

Toprağın sıkışması, su basma uzun sureli yağışlar veya aşırı sulama gibi olayların demir noksanlığı yaratmaktadır. Toprakta karbondioksit birikmesine neden olan bir diğer etmen toprak strüktürünün bozuk olmasıdır. Onun için demir klorozu ile mücadelede toprak strüktürünü geliştirecek önlemler de önemli bir yer tutar.

Toprakta fazla miktarda bulunan fosfat ve nitrat iyonları da demir klorozu yaratmaktadır. Tarla ve bahçe tarımı yapılan topraklarda bu iyonların konsantrasyonu genellikle çok yüksek olmadığından bu risk pek fazla olmamakla beraber, örtü altı sebzeciliği de sürekli ve yüksek miktarda kullanılan fosforlu ve azotlu gübrelerin böyle bir sorun yaratması pek olasıdır.

Özellikle nitrat iyonlarının toprakta fazla bulunmasına neden olacak gübreleme den kaçınılmalıdır.

Bu fizyolojik hastalık, yapraklarda hafif sararma şeklinde başlar. Önce damar araları sararır, fakat damarlar yeşil kalır. Sonra yaprağın tamamı sararır. Yaprakların kenarları, kahverengi kırmızımtırak renk alarak kurur. Hasta yapraklar daha sonra dökülebilir. Yapraklar normalden daha küçük kalır. Sürgünler kısa kalır ve uçlardan geriye doğru kuruma başlar. Ağaçlar yıldan yıla zayıflar ve meyve verimi azalır. Önlem alınmadığı taktirde ağaçlar kuruyabilir.

Demir noksanlığı, özelikle kireçli topraklarda büyük problemdir. Sararma, ya toprakta yeteri kadar demir elementi bulunmamasından veya toprakta yeteri kadar demir mevcut olduğu halde, demirin kireçli toprak tarafından tutulması nedeniyle bitki tarafından alınamamasından ileri gelir.

Sorunun çözümünde kültürel önlem olarak:

• Ağır ve çok kireçli topraklarda bahçe tesis edilmemeli;

• Böyle topraklarda, PH’yı düşürmek veya toprak yapısını, bazik karakterden asit karaktere dönüştürmek için, bol ahır gübresi ve ticari gübreler kullanılmalı;

• Kireçli toprağa sahip olan yerlerde, kirece dayanıklı çeşitler ve anaçlar dikilmeli;

• Taban suyu yüksek ise drenaj kanalları açılarak, yeraltı suyu seviyesi düşürülmeli ve toprak işlenmeli;

• Sulama aralıkları, toprak karakterine göre çok iyi ayarlanmalıdır.

Kloroz hastalığının kimyasal mücadelesi, demirli preparatlar kullanılmak suretiyle yapılır. Ancak buna karar verebilmek için, toprak ve yaprak analizleri yapılmalıdır. Bu hastalığa karşı, toprak ve yapraktan olmak üzere, iki şekilde uygulama yapılabilir.

Toprak uygulaması:

İlk klorotik lekeler görüldüğünde yapılır. Kullanılacak demirli bileşiğin miktarı, ağacın yaşına ve taç izdüşümünün büyüklüğü göre ayarlanır. Uygulama sırasında ağaçların gövdelerinin etrafında, taç izdüşümü yarıçapının 1/4’ü kadar uzaktan bir daire daha çizilir ve burası 5 cm derinlikte kazılır. Demirli preparat, kazılan yere kuru olarak veya 1- 4 teneke suda eritilerek verilir. Sonra kazılan toprakla üzeri örtülür ve normal sulama yapılır. Sulama 10-15 gün arayla, 3 defa tekrarlanır.

Yaprak uygulaması:

Demir noksanlığı belirtisi gösteren ağaçlara, çiçek taç yaprakları döküldükten 1-2 gün sonra yaprak uygulaması yapılır.

Yaprak ilaçlaması, Klorozun şiddetine göre, 10-15 gün arayla, 2-4 defa tekrarlanır. Kloroz durumu bilinmeyen ağaçlarda ise sararma belirtisi görülür görülmez uygulama yapılır ve aynı aralıklarla sürdürülür. Yaprak uygulamalarında yapraklar iyice ıslatılmalıdır.

Demir noksanlığı, toprakta yüksek miktarda bulunan ağır metallerin etkilerinden de ortaya çıkabilmektedir. Özellikle bu konuda manganın etkisi fazladır. Fazla manganın bu konudaki etkisinin, demir alımını azaltmasından değil, demirin enzim aktivitesi sağlamadaki görevini yapmasını engellemesinden ileri geldiği sanılmaktadır.

Toprak da bakir, çinko, krom, nikel gibi diğer ağır metallerin yüksek miktarlarda bulunması da demir klorozuna benzer belirtilere yol açmaktadır.

Türkiye topraklarının da büyük bolümü kurak ve yan kurak iklim koşulları altında oluşmuş, kireçli, pH’i yüksek olan topraklardır. Bu nedenle ülkemizde de mikro besin elementleri içerisinde noksanlığı en sık karşılaşılan iz elementlerden biri demirdir.

Demir noksanlığının giderilmesi de diğer iz elementlere göre daha zordur. Çünkü demirin bitkiye yarayışlılığını etkileyen pek çok etmen vardır. Yapılan her demir gübrelemesinden olumlu sonuç elde etmek her zaman mümkün olmayabilir. Bunun nedeni, ya verilen demirin bitki tarafından alınamaması veya bitki tarafından alınsa bile, bitkide aktif olmamaktadır.

Bitkilerde demir noksanlığı sorununun çözülmesini güçleştiren sebeplerden biri de, bitki cins ve türleri ve çeşitler arasında demiri kullanma kabiliyetleri bakımından önemli farklılıklar bulunmasıdır. Bu farklılık hem inorganik demirden, hem de demir kleytlerinden yararlanmada görülebilmektedir.

Aynı toprak üzerinde, aynı koşullar altında yetiştirilen aynı türden farklı iki bitki çeşidinden biri şiddetli demir noksanlığı belirtileri gösterirken, diğeri tamamen normal gelişebilmektedir.

Bu durum bazı bitkilerin demir stresi altında kalınca, demir alımını artıracak bir mekanizmaya sahip olmalarından ileri gelmektedir. Bazı bitkiler ise, genetik olarak böyle bir mekanizmaya sahip değildirler. Demir stresi olunca, demir alımını ve demirin yarayışlılığını artıracak genetik özelliğe sahip bitkiler “demir – etkin” bitkiler olarak adlandırılır.

Demir etkin olmayan bitkilerin demir noksanlığından kurtarılması çok zor ve pahalıdır. Aynı bitki türünün çeşitleri arasında demir etkin olan ve olmayan çeşitler vardır.

Örneğin soya, domates, mısır gibi bitkilerin bazı çeşitleri demir etkin özelliğe sahiptir, bazı çeşitleri ise değildir. Demir sorunu olan toprakların üzerinde bu bitkilerin tarımı yapılacaksa, en iyi tedbir, demir etkin çeşitleri yetiştirmektir.

8 – Bitkilerde magnezyum eksikliği

Klorofilin merkez atomu olan magnezyum fotosentezde oynadığı önemli rol ile hayatın devamlılığını sağlayan anahtar elementlerden biridir.

Klorofilin yapısındaki magnezyum, bitkideki toplam magnezyumun ancak % 15 -20’sini oluşturmakla birlikte, magnezyum noksanlığında hemen klorofil miktarı düşer ve fotosentez geriler. Bunun doğal sonucu bitkide gelişme geriliği ve ürün kaybıdır.

Bitkilerde Magnezyum noksanlığı semptomları bakımından bitki türleri arasında farklılıklar olabilmektedir. Bununla birlikte bazı ortak karakterler magnezyum noksanlığının tanınmasını kolaylaştırır.

Magnezyum iyonları bitki bünyesinde hareketli olduğu için, noksanlık halinde yaşlı yapraklardan kolaylıkla, yeni oluşan genç yapraklara taşınmaktadır. Bu nedenle de magnezyum noksanlığı semptomları önce yaşlı yapraklarda görülür.

9 – Bitkilerde mangan eksikliği

Toprakta bulunan mangan bileşikleri ile toprak pH’i arasında yakın bir ilişki vardır. Asit topraklarda mangan bileşiklerinin çözünürlüğü nedeniyle mangan alınabilirliği oldukça yüksektir. Buna karşılık, pH’i yüksek topraklarda mangan alınabilirliği düşüktür. pH’ ın bir birim yükselmesi ile çözünen Mn+2 iyonu miktarı 100 kez azalmaktadır. Bu nedenle de pH’i yüksek olan topraklarda yetiştirilen bitkilerde mangan noksanlığı sık görülür.

Bitkilerde mangan noksanlığı çoğu kez kireçli, pH’i yüksek topraklar üzerinde yetiştirilen bitkilerde görülür. Böyle durumlarda toprağa mangan sülfat gibi tuzlar vermek genellikle yarar sağlamaz. Çünkü toprağa verilen Mn+2 kısa sürede yükseltgenir ve alınamaz hale geçer. Bu gibi topraklara eğer mangan gübresi verilecekse, serpme yerine, banda uygulama tercih edilmelidir. Zira böylece Mn+2’nin oksitlenmesi azaltılır veya geciktirilir. Manganlı gübrelerin yaprağa uygulanmaları mümkündür. Manganlı gübre olarak kullanılmak üzere çeşitli Mn-şelatlar üretilmektedir. Ancak şelatlanmış Mn kolayca diğer bazı katyonlar tarafından yerinden çıkarılabilmektedir. Bu nedenle Mn-şelatların da toprağa verilmeleri pek yararlı olmamaktadır. Manganın bitkide hareket kabiliyeti iyi olmadığından, yaprak uygulamaları genellikle iki, üç kere tekrarlanmalıdır.

Bitkilerin Mn kapsamları çoğunlukla 20– 400 ppm arasında bulunmaktadır. Bununla birlikte birçok bitkide yapraklarda 20-25 ppm ve üzerinde Mn bulunması bitki için yeterli olmaktadır.

10 – Bitkilerde bor eksikliği.

Borun toksik etkileri içinde bulunduğumuz yüzyılın başından beri bilinmektedir. Bitkiler  için gerekli bir besin elementi olduğunun anlaşılması ise daha yenidir. Borun bitkiler için gerekli bir besin elementi olduğunun anlaşılmasını takiben, birçok bitki hastalığının gerçekte bor noksanlığından ileri geldiği tespit edilmiştir.

Örneğin tütünde tepe hastalığı, şeker pancarında öz çürüklüğü, elmalarda mantarlaşma çekirdek evi, karnabaharda kahverengi çürüklük, kerevizde çatlak gövde, turpta kahverengi öz, patatesin iç de kahverengi lekeler ve yoncada uç yaprakların sararması gibi hastalıklar bor noksanlığından ileri gelen beslenme bozukluklarıdır.

Normal beslenen bitkiler 25 – 100 ppm arasında bor içerirler. Bitki kuru maddesinde 20 ppm bor yeterlilik sınırı olarak değerlendirilir. Bununla birlikte değişik bitki gruplarının bor kapsamı arasında önemli farklar vardır.